wakingroom

wakingroom

Koç Liselerinde, Boğaziçilerde okuyup bir baltaya sap olamadıktan sonra neden bir baltaya sap olmadığımı düşünecek çok zamanım oldu.

Nice hayalim, neyin nasıl/neden olamayacağını görmekteki üstün yeteneğim sayesinde beşiğe dahi varamayınca, zamanımın çoğunun sarkastik şakalarla, derin bir hüzün, yetersizlik, huzursuzluk, arayış ve hüsran hisleriyle yoğrulduğunu fark edince ‘bi dur o zaman’ dedim kendime. Belki de ben demedim; oturtuldum yerime kozmik şakacı tarafından.

İyi ki durmuşum. İyi ki kağıt üstünde pırıltılı özgeçmişime rağmen sıfırı basmış bana hayat. İyi ki derine, daha derine gidecek cesareti kalbimde bulmuşum.

‘Dışarı çıkmanın tek yolu, içinden geçmektir’ derler. Buna inanıyorum. Ama canımız pahasına değil. Hayat bakıyor hayatın çaresine, bunu biliyorum artık.

Kendimi görmek, duymak, anlamak, yıkmak ve yeniden yapmak için bana verilen zamana, desteğe minnettarım. Şimdi kalbimdeki tek dilek, benzer darlardan geçen başkaları için yolu aydınlatmak. Azıcık da olsa aydınlatmak ki herkes bilsin: Tek başımıza geçmek zorunda değiliz ruhun karanlık gecesinden.

Öğretmenlerim Tatjana Rottenberg (derin bağ doku, tetik nokta), Soner Özsu (anatomi, yüz masajı), Betül İpekçioğlu (Temel Feldenkrais, triggered movement) ve Oren Dotan’dan (integrative cranio sacral therapy) öğrendiğim beden terapileriyle, Ustam Patricia White Buffalo’dan öğrendiğim şamanik pratikleri birleştirerek şifa için alan tutmaya gayret ediyorum. Sesimi kafesinden çıkarmama vesile olan Hocam Kefas Berlin’e, bana hayal kurma sanatını zanaate dönüştürmeyi öğreten dostum ve öğretmenim Andrew Davies’e, varlığıyla beni tamamen uyanmaya davet eden ustam Amita’ya, yaşamın ve aşkın sırlarını fısıldayan tüm Bitkilere, Yıldırımlara, Fırtınaya, Güneşe, Orion’a, BuzKarası İzlanda’da takılan tüm perilere, beton dökülmüş derelere, talan edilmiş ve sadece hala neyse o olan tarihe, her formda tüm yaşamı birbirine bağlayan aşk ilmeklerine hürmetle, sevgiyle, şükranla selam olsun.

abone ol
 

Paylaş